Türkiye 1980’den bu yana makro ekonomi, balıkçılık, tarım ve hayvancılık, sanayi, eğitim, teknoloji ve para politikalarını ABD emrindeki IMF ve Dünya Bankasına devretmiş yani emperyalizme teslim olmuş durumda. Onların ne istediğini, nereye kadar ilerleyeceğini ise en son yaşanan “Venezuela çökmesi” bütün dünyaya gösterdi…

Türkiye’nin 1980 senesinde küresel gelirden aldığı pay %0,80’di. 2023 yılında yani 43 senenin sonunda aldığı pay %0,85’e yükselebildi. Dış borcu 2002 yılında 115 milyar dolardı bugün ise 550 milyar dolara yükseldi. Ama aldığı borcu kalkınmaya değil, peşkeşe harcadığı için küresel rekabete girebilecek hiçbir planlama yapmadı.

Asgari ücret 1980’lerde kişi başı gelirin %80’i oranındaydı. Yani bugün net 50 bin TL’ye gelen bir asgari ücret standardı vardı. Aradan geçen 43 yılın sonunda 28 bin liraya geriledi. Bilim adamı, akademisyen, bürokratın maaşı asgari ücrete yakınlaşırken bugün 7 milyon kişi asgari ücret, 8 milyon çalışansa asgari ücretle onun bir katı arası bir maaş alıyor. 16 milyon emekli ikinci bir işte çalışıyor veya yoksulluk sınırında yaşıyor. 

11 milyonu aşkın işsiz var. Sözde üniversite sayısı arttı ama yeni mezun veya orta yaşa gelmiş gençlerin gelecek hayali köşe dönecek bir yol bulmakta… Bunun sonucu olarak sanal kumar, bahis, mafya yapılanmaları ve uyuşturucu ülkeyi hiç olmadığı kadar sarmış durumda.

Türkiye’nin yüz ölçümü olarak en küçük bölgesi Marmara, Kurumlar Vergisinin %71’ini öderken, onun iki katından büyük Karadeniz %2,5’unu, Doğu Anadolu Bölgesi ise %0,9’unu ödüyor. Yani bölgesel kalkınma adına hiçbir şey yapmamışız. İstanbul’u dolduran gençler ya bekçi veya kuryelik yapabiliyor. Canlı hayvan sayımız 1980’de yaklaşık 80 milyondu 2023’te yaklaşık 55 milyona geriledi. Köylerimiz mahrumiyet bölgesi olarak kalıp, bir çivi bile çakılmazken, tarım nüfusunun yaş ortalaması 57’ye yükseldi. 

Üniversitelerimiz, dünyanın en iyi 100 üniversitesine girmeyi bırakın, en iyi 350 arasına tek tük girebiliyor. İlk-orta-lise eğitiminde kamunun kaliteli okullarını bitirdik. Yerine irili ufaklı özel okullar açıldı. Eğitim ve sağlık gibi temel insan hakkı olan, kamunun bedava, kaliteli ve eşit biçimde hizmet üretmesi gereken bu can alıcı iki sektör, ticari bir mal haline geldi. Bas parayı, al notu düzeneğinde temel bilimlerden uzak bir nesil yetiştiriyoruz. Hükümetin tarikat ve cemaatlere olan büyük desteğine rağmen kontenjanları bile artık dolmayan imam hatip liselerinden teknoloji üretecek beyinler yetiştirmesini bekliyoruz.

Doğal olarak yüksek teknolojiye dayalı ürün ihracatında 2000’lerden bu yana Türkiye’nin 1930’larda uyguladığı modeli geliştirip uygulayan Çin yıllık 770 milyar dolarlık bir gelir elde ederken Türkiye 6,8 milyar dolarla dünyada 35. Sırada yer alabiliyor.

1984’ten bugüne emperyalizmin maşası olan PKK ve onun uzantıları, asker, öğretmen, polis, korucu, öğrenci demeden Türk Milletini katlediyor; Türkiye’yi yönetenler yıllardır bunlara “milletvekili muamelesi” yapıyor, baş teröriste, sayın diye hitap ediyor.

Bu yoksulluk, yoksunluk, zavallı, teslim olmuş hal, 19 Mayıs 1919’da emperyalizme karşı büyük bir mücadeleye giren ve 30 Ağustos-9 Eylül 1922’de büyük bir zaferle çıkan, 29 Ekim 1923’te cumhuriyetle taçlandıran ve o yıldan 1938’e kadar üreten, çalışan, öğrenen, okuyan yazan, aydınlık çılgın Türklere hiç yakışmıyor. Biz bu sonucu hak etmedik. Etmiyoruz.

Madem emperyalizm yükleniyor. O halde yeni Mustafa Kemaller de direniş ateşini yakıyor. Hadi bakalım el mi yaman çılgın Türkler mi yaman… Göreceğiz…

H. Bartu Soral

Bu yazıyı paylaş