Tarih çoğu zaman büyük savaşların, anlaşmaların ve devrimlerin hikâyesi gibi anlatılır. Oysa bazen tarihin yönünü değiştirebilecek en kritik anlar; bir masa başında yapılan görüşmelerde, yazılan birkaç mektupta ya da verilen bir kararın satır aralarında saklıdır. Ve bazen bu kararlar, bugün bildiğimiz dünyanın haritasını tamamen farklı bir hale getirebilecek potansiyele sahiptir.
Yakın zamanda usta gazetecilerinden Murat Bardakçı hocayla yaptığımız bir sohbet, Osmanlı’nın son dönemine dair çok bilinen bir hikayeyi yeniden düşünmemize neden oldu. Türkiye’de uzun yıllardır anlatılan bir rivayet vardır: Siyonist hareketin kurucusu sayılan Theodor Herzl, Sultan II. Abdülhamid’in huzuruna çıkar ve Filistin’i satın almak ister. Abdülhamid ise sert bir cevap verir: “Devlet-i Aliyye’nin satılık bir karış toprağı yoktur.” Ardından Herzl’i huzurundan kovar.
Bu anlatı yıllar içinde neredeyse bir tarihsel kesinlik gibi kabul edildi. Fakat tarih çoğu zaman hikâyelerin değil, belgelerin dünyasında yaşar.
Prof. Dr. Vahdettin Engin tarafından Osmanlı arşivlerinde bulunan ve yaklaşık on yıl önce yayımlanan belgeler, bu görüşmelerin aslında çok daha karmaşık bir diplomatik süreç olduğunu ortaya koyuyor. Belgeler, Sultan II. Abdülhamid ile Theodor Herzl arasında 1896’dan başlayarak yaklaşık altı yıl boyunca çeşitli temaslar gerçekleştiğini gösteriyor.
Herzl’in hedefi, Yahudiler için Filistin’de bir devlet kurmaktı. Fakat bu hedefe ulaşmanın yolu Osmanlı İmparatorluğu’nun rızasını almaktan geçiyordu. Bu nedenle Herzl ve çevresi Yıldız Sarayı ile uzun süre yazıştı, teklifler sundu ve diplomatik yolları zorladı. Vahdettin Engin hocanın yayınladığı Osmanlı Arşiv belgelerine göre Sultan Abdülhamid ve eşrafı ile; Siyonizm'in en önemli isimlerinden olan Theodore Herzl arasında 1896'dan başlayarak altı sene boyunca irili ufaklı temaslar yaşanmıştır.Bu süre boyunca Theodore Herzl, Yıldız Sarayı ile yazışma halinde olmuş, 19 Mayıs 1901 tarihinde Sultan Abdülhamid ile o meşhur huzura çıkma hadisesi yaşanmıştır. Fakat olay bizlere anlatıldığı gibi yaşanmamış; Theodore Herzl bu görüşmenin öncesinde olduğu gibi, sonrasında da Osmanlı sultanına devamlı olarak raporlar ve teklifler göndermiş, hatta iş Osmanlı’nın o dönemdeki dış borçlarının büyük bir bölümünün Yahudi tüccarlarca ödenmesine ve Sultan Abdülhamid'in muhaliflerinin ortadan kaldırılmasına kadar uzanmış fakat bu girişimlerinden bir sonuç çıkmamıştır.Belgelerle açığa çıkan bir başka durumda ise 19 Nisan 1900 tarihine, Theodore Herzl, yine Sultan Abdülhamid ile görüşmüş ama bu görüşme sırasında Herzl'in Filistin'de Yahudi göçüne izin verilmemiştir (İ.HUS.81/1317Z.48)Prof. Dr. Vahdettin Engin’e göre; Yahudi devletinin kurulması, dolayısıyla da Abdülhamid'in bu talebi tek bir cümleyle reddetmesi gibisinden bir olay yaşanmamış; Abdülhamid, aksine, "Filistin'e değil, Mezopotamya'ya yerleşin" demiştir.Bizdeki tarihçilerden çok tarihçi olarak geçinen kimselerce yayılan söylentiler ise, Herzl'in 1901'de İsviçre'nin Basel şehrinde toplanan Siyonist Kongresi'nde ortaya attığı bir iddiaya dayanmaktadır ve iddia, Yıldız Sarayı tarafından üç gün sonra yalanlanmış ama iş bizde dönüp dolaşmış ve "Abdülhamid, Filistin'de Yahudi vatanı kurmak isteyen Herzl'i huzurundan kovdu" şeklini almıştır.
16 Şubat 1902'de gönderdiği bir mektupta yine bu görüşmenin ayrıntılarını hatırlatan Herzl, "Majesteleri, memleketinde yaşayan Yahudiler'e gösterdiği alicenaplığı mazlum ve mağdur durumda bulunan diğer Yahudiler’e de göstermekte, onları bir peder gibi himaye altına almakta ama toplu olarak bir yerde yaşamaları yerine değişik bölgelerde bulunmalarına izin vermektedirler" diye yazmaktaydı.
İşte bu noktada tarihsel açıdan son derece ilginç bir öneri ortaya çıktı.
Sultan II. Abdülhamid, Yahudilerin toplu olarak Filistin’e yerleşmesine sıcak bakmadı. Ancak onların Osmanlı topraklarında farklı bölgelere yerleşmelerine karşı değildi. Hatta arşiv belgelerine göre padişahın dile getirdiği alternatif coğrafya Mezopotamya’ydı.
Bugünün haritasıyla düşündüğümüzde bu bölge, büyük ölçüde bugünkü Kuzey Irak topraklarına denk gelmektedir.
Yani anlayacağınız, “size bir karış toprak vermem” sözü efsaneymiş!
Tarihin akışı biraz farklı gelişseydi ve Herzl bu öneriyi kabul etseydi, bugün İsrail dediğimiz devlet belki de Doğu Akdeniz kıyılarında değil; Türkiye’nin güney sınırına komşu bir Mezopotamya devletine dönüşebilirdi.
Tarih bazen tek bir kararla şekillenmez; fakat bazı kararlar geleceğin ihtimallerini kökten değiştirir. Herzl bu öneriyi kabul etmedi. Siyonist hareketin yönü Filistin’den ayrılmadı.
Theodor Herzl 1904 yılında, henüz 44 yaşındayken hayatını kaybetti. Hayal ettiği devleti göremedi. Fakat onun başlattığı fikir takipçileri tarafından sürdürülmeye devam etti.
Yıllar sonra, 14 Mayıs 1948’de David Ben-Gurion Tel Aviv’de İsrail devletinin kuruluş bildirgesini okurken arkasında Herzl’in büyük bir portresi duruyordu. O an yalnızca yeni bir devlet kurulmuyor; aynı zamanda yarım asır önce yapılmış diplomatik görüşmelerin ve reddedilmiş ihtimallerin gölgesi de gerçekleşmiş oluyordu.
Emre Yükselen