Türkiye, geçmişte ağır bedeller ödeyerek öğrendiği gerçekleri bugün yeniden yaşamaya zorlanıyor. Üstelik bu kez aynı hatalar, farklı kelimelerle; aynı tehlikeler, daha sert bir dille önümüze konuluyor. “Kardeşlik” adı altında sunula n bu yeni söylemler, Türk’ün hafızasını yok sayan, yaşanan acıları görmezden gelen tehlikeli bir tekrar denemesidir.

Bu ülke, çözüm süreci adı verilen bir ihanet dönemi yaşadı. O süreçte “silahlar sussun” denildi, “analar ağlamasın” denildi.
Peki ne oldu?
Terör örgütü bu süreci barış için değil, hazırlık için kullandı. Şehirlerimize silah yığıldı, hendekler kazıldı, bombalar döşendi. İhanet süreci, terör örgütünün stratejik fırsatına dönüştü. Bunun adı barış değil, açık bir ihanettir!

Ardından hendek operasyonları geldi. Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de, Silopi’de sokak sokak çatışmalar yaşandı. O günlerde yiğit ve korkusuz 793 vatan evladı şehit oldu, 4.000’den fazla vatan evladı yaralandı.
Polislerimiz, askerlerimiz; evlerinden helalleşerek çıkan Türk çocukları, bir daha geri dönmedi.
Bu bedelin sorumlusu kimdi? Elbette bu ihanet sürecinin mimarlarıydı…
Bedel ödeyen ise, her zaman olduğu gibi Türk çocukları oldu!
Bugün aynı çevrelerin, aynı aklın, aynı dili yeniden dolaşıma sokması tesadüf değildir. Teröristle müzakere edilemeyeceği gerçeği, Türk devlet geleneğinin temelidir.
Devlet, teröristle pazarlık yapmaz. Terörle masaya oturan her anlayış, bir süre sonra vatanın bütünlüğünü masaya yatırır.
Bu kadar açık bir hakikat varken, hâlâ “konuşalım”, “yeni bir sayfa açalım” demek; ya büyük bir gaflet ya da bilinçli bir ihanettir.
Daha vahimi ise kullanılan dilde gizlidir. Türk milletine kurşun sıkmış, emir verdiği saldırılarla binlerce Türk’ün ölümüne sebep olmuş bir terörist başı için “önder” ifadesinin telaffuz edilmesi vatana ihanettir.
Bu, şehidin hatırasına doğrudan saygısızlıktır. “Umut hakkı” gibi kavramların bu bağlamda gündeme getirilmesi ise, hukuki değil ideolojik bir tercihtir.
Türk adaleti, teröristlerin umutlarını değil; Türk milletinin güvenliğini esas alır.

Bu süreçlerin tamamında ortak bir sessizlik vardır: Şehit aileleri ve gaziler.
Her “yeni açılım” tartışmasında, her “kardeşlik” çağrısında, bu ülkenin en ağır bedeli ödemiş insanları sistematik biçimde yok sayılmaktadır.
Evladının mezarına her gün giden bir annenin fikri sorulmaz.
Bir uzvunu vatan için kaybetmiş gazinin ne hissettiği umursanmaz.
Ama teröristlerin “hassasiyetleri” itinayla konuşulur.
Bu, kardeşlik değil; vicdan kaybıdır.

Türk milleti şunu çok iyi bilmektedir: Bu devlet, şehitlerin kanı ile kurulmuştur. Bu gerçek görmezden gelinerek atılan her adım, toplumsal adaleti yaralar. Adalet yaralandığında ise ne barış kalır ne birlik.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu iradesi Türklük üzerine inşa edilmiştir. Türk’ün kimliğini tartışmaya açan her söylem, devleti zayıflatır.
Türk milleti, ihanet cümlelerinin bedelini mezar taşlarıyla ödemiştir. Aynı hataları tekrar etmeye Türk milletinin tahammülü yoktur!

Terörle müzakere değil, mücadele olur!
Devlet, şehidine sahip çıktığında güçlüdür.
Ve bu topraklarda barış, masallarla değil; Türklük bilinci, devlet aklı ve kararlılıkla sağlanır.

Abdullah Akal

Bu yazıyı paylaş