Bütün büyük adımlar önce fikirle başlar, sonra sanatla güçlenir, felsefeyle işlenir ve uygulamaya konulur.

Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkal, 2005 yılında Kocaeli'nde "Birinci Türk Dünyası Sosyologlar Kurultayı"nı toplamıştı. 

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Turan Yazgankurultayda tarihi bir konuşma yapmış ve "Türk Dünyası dünyanın en büyük potansiyel gücüdür ama 18'inci yüzyıldan itibaren soyulmuş ve esir edilmiştir. 250 milyonluk bu dünya gücünün problemlerine sosyologlarımız çözüm getirmelidir. Bu yolda çalışırken, sadece kendi beyinlerine güvensinler, nakilden, kopyadan vazgeçsinler. Dünyaya bugünkü teknolojiyi getirenler, Türk beyinleridir. ABD'nin ve Sovyetlerin feza yarışında en çok katkısı olanlar Türk beyinleridir, bilgisayarı da Azerbaycanlı bir âlim bulmuştur. Ama bu beyin gücü, Türk milletine hizmet etmiyor. Türk aydını da böyle; kendi dili ile konuşmuyor, kendi dili ile yazmıyor, kendi milletine ihanet içinde bulunuyor. Dünyada hiçbir milletin iki alfabesi yoktur ama Türkçe'nin 30 çeşit kiril ve yedi çeşit Latin alfabesi vardır." demişti.

***

Azerbaycan'dan Prof. Dr. Selahattin Halilov ise Prof. Dr. Orhan Türkdoğan’ın yönettiği oturumda şöyle demişti:

"Her şeyden önce Türk Dünyası için umumi bir ideal, yön ve istikamet göstermeliyiz. Ayrıca felsefi araştırmalar da gerekir ki, sosyolojik araştırmalar bir anlam taşısın. Vahit bir idea oluşturmak gerekir. Öncül olan Türk kimliğidir. Ancak bu coğrafyadaki insanların ekonomik, sosyal durumlarını göz önüne almayan hiçbir çaba başarılı olamaz.

Ayrıca tüm yerküre için bir sosyolojik analiz gerekir. Neyin sayesinde Garp dünyası önde gidiyor?

Amerikalılar, Avrupalılar, Türk Cumhuriyetlerinde araştırmalar yapıyor; 'Nice olur ki sizde aile bağları kuvvetlidir, nice olur ki sizde cemiyet hayatı kuvvetlidir?' diye... Sonra da bunları dağıtmak istikametinde işler görürler. Köroğlu destanında, 'Tüfek icad oldu mertlik bozuldu' denilir. Şimdi Türk Milleti neden mutileşti? Çünkü silahı yere koydu! Tabii fikir vuruşunda da öncül olmak gerekir. Büyük işler yapmak için muhit de lazımdır.

Millî devletin fonksiyonu, halkın entelektüel potansiyelini yükseltmektir.

Biz ferdi yarışmalarda öne çıkıyoruz ama takım oyunlarında genellikle başarısız oluyoruz.

Millî devletten vahit ideaya geçişi, takım oyunu ile organizasyon ile başarabiliriz. Vahit ideanın bütün beşeriyet tarafından kabulü; küreselleşmedir, biz de bunu yapabiliriz."

*** 

Halilov’un “Türk Milleti neden mutileşti? Çünkü silahı yere koydu!” sözlerine benzer bir tespiti de Kazak şair ve düşünür Muhtar Şahanov yapmıştı... Şahanov"Bugün görüyorum ki, Türk halkları kendi milli dillerinden, kimliklerinden, törelerinden uzaklaşıyor.. Ben bu durumu anlatırken 'Ahdalanmış halk' diyorum... Yani hadım edilmiş..." demişti.

Türkiye'de milliyetçi kitleler bulunduğunu hatırlattığımda da Şahanov“Kitlelere bir diyeceğim yok. Umarım ki Türkiye'deki milliyetçilerin önde gelenleri de ahdalanmış olmasın!” diye cevap vermişti...

*** 

Şimdi, bu söz üzerine biraz kafa yoralım. Prof. D. Oktay Sinanoğlu, bir konuşmamızda, "Devletin kendisi ve silahlı kuvvetleri NATO üzerinden Amerikan etkisi altındayken bağımsız siyasi partilerin olması mümkün değildir." demişti.

Ben de zaman zaman bütün siyasi partilerin aynı oyunun oyuncuları olduğunu hatırlatırım... Son olarak 10 Mayıs 2019’da “Türkiye'de iktidarı da muhalefeti de birlikte kontrol eden ve aralarında yaratılan suni gerginlikleri, halkı ve düşünen insanları meşgul etmek için kullanan bir güç merkezi var! Tabii böyle bir kontrolün mümkün olması için kontrol edenlerin her partide ve devletin önemli merkezlerinde ‘görevli’lerinin bulunması gerekir! Anlaşılıyor ki siyasi partileri, siyasi figürleri oynatan perde gerisindeki kontrol mekanizması, devletin temel kurumlarında iyice kök salmış durumdadır. Fakat ‘devlet içindeki devlet’ durumundaki bu yapı, Türkiye'ye değil, İsrail ve ABD projelerine hizmet ediyor.” diye uyarıda bulunmuştum...

Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanlığı yapmış, emekli Orgeneral İsmail Hakkı Pekin de “Türkiye'de bir derin devlet vardır ama bu Amerikan derin devletinin uzantılarıdır. Millî bir derin devlet yoktur. Derin millet vardır. Türkiye'nin millî bir derin devleti olsaydı, 1970-1980 arasındaki olayları, 12 Eylül'ü ve diğer müdahaleleri ve 15 Temmuz'u yaşamazdık" demişti.

Son 20-25 yıl içinde iktidar ve muhalefetin aynı merkezden kontrol edildiğini gösteren yüzlerce olay yaşanmış ve taraflar deşifre olmuştur.

***

Diğer taraftan, Türkiye’de siyasi partileri tarikat gibidir. Başkanları da neredeyse eski Yunan tanrıları gibidir. Ülkede bağımsız gelişmiş bir fikir hareketi de yoktur. Bütün fikirler, siyasi partilerin kontrolü altındaki medyada üretilir veya savunulur. Liderden farklı fikir geliştirenler, tekfirci geleneğe uygun olarak hain ilan edilir. Çünkü farklı fikir, farklı liderlik demektir; daha kendini ifadeye fırsat bulamadan ya bir iftira ile yıpratılır, ya bir saldırı ile gözü korkutulur, bu da yetmezse bir kazaya veya suikasta kurban gidebilir... Yakın tarihimiz bu tür olaylarla doludur...  

Bu olumsuz şartlarda, dürüst kalmak, halka doğru bilgi vermeye çalışmak, çölde su aramaya benzer. Her taraf kumdur, kum fırtınaları çıkar, bir taraftan da güneş yakar...

Çölde bir vaha bulmak için, bir yol haritası ve pusula gerekir. Türkiye, çölde yol haritasını ve pusulasını kaybetmiş bir Mecnun gibidir... 

Böyle bir çevrede insanlık için pratik bir çıkış yolu bulmak, zannedildiğinden çok daha zordur, çünkü Dündar Taşer’in belirttiği gibi Everest tepesi Gor çukurundan yükselmez; Himalayalar dağ silsilesi gibi bir zeminde yükselir. 

Öyleyse, fikir dünyasında önce o zemini inşa etmek gerekir ki o zeminden dünyayı değiştirecek bir fikir adamı çıksın...

***

2001 yılında Türk Dünyası Vakfı Başkanı Prof. Dr. Turan Yazgan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 1. Türk Dünyası Çağdaş Edebiyat Günleri için İstanbul’a gelen Türk dünyasının önemli yazarlarına bir akşam yemeği vermişti.Yazgan, yemekte yaptığı konuşmada, “Sovyetler ittifakının, hatta dünya komünizminin yıkılmasında, kıymetli yazarlarımız, şairlerimiz, ressamlarımız, kompozitörlerimiz, çok büyük rol oynamıştır. Bizim siyasilerimiz, Sovyetler ittifakının kendiliğinden yıkıldığını iddia eder ama demir perdeyi eriten birinci güç teknoloji ise ikinci güç, özellikle Türk yazarlarıdır. Şimdi de Türk dünyasının size daha çok ihtiyacı var. Sizlerin Türk maneviyatına ekleyeceği çok büyük şeyler olduğunu düşünüyoruz. Bu işi ancak sanatkârlar yapar, sizler yapabilirsiniz” demişti.Hemen ardından konuşan Cengiz Aytmatov ise Yazgan’ın sözlerini doğruladıktan sonra şunları söylemişti:“Kalemdeşler, şimdi de yeni bir tarih yaşıyoruz, yeni bir tarihte yaşıyoruz. Şimdi sıra küreselleşmededir. Karşımızda da yeni ufuklar açılıyor, bu çerçevede yepyeni işler yapmalıyız. Görüşlerimiz, tartışmalarımız, öncelikle, biz kimiz, sorusunu karşımıza çıkarıyor, bundan sonra ne yapacağımız konusunda bizi düşündürüyor. Bu tür konuşmaların İstanbul’da gerçekleşmesi tarihi bir olaydır ve bu da normaldir. Şimdi biz bir toparlanma sürecindeyiz gibi geliyor bana. İlan ediyorum ki, önce kendimiz toparlanmalıyız ve şimdiki dünyada geliştirilen küreselleşmeye karşı dayanıklılığımızın olması için; buna karşı durabilmek için; ayakta durabilmek için; ilk önce birleşmeliyiz. Şimdi gelişen küreselleşme olgusu, dünyaya yeni bir pencereden bakmamızı gerektiriyor, bunu üzerimize, omuzlarımıza yüklüyor. Biz de yeni söz sanatının, yazı sanatının yeni penceresini açmak durumundayız. Dünyaya yeni bir pencereden bakmak durumundayız.”Cengiz Aytmatov, birkaç yıl sonra yine İstanbul’da şöyle demişti:“Son dönemdeki en büyük idealim, Ortak Türk Dili’nin oluşturulması. Ortak Türk dilini büyük bilimsel çalışmalar temelinde oluşturmalıyız. Diller arasındaki farkları ortadan kaldıracak özel kelimeler üretilmeli. Ortak Sözlükler ve Türk Dili Ansiklopedisi oluşturulmalı. O zaman tercümana ihtiyaç duymadan iletişim kuracağız. Gelecekte bu konu üzerinde çalışacak enstitüler kurulabilir.”

***

Ortak sözlük konusunda, Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun başkanlığında bir komisyon tarafından hazırlanıp Kültür Bakanlığı tarafından bastırılan Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğüönemli bir başlangıçtır. Çölde bir vaha gibidir... 

Komisyonda Azerbaycan Türkçesini Doç. Dr. Alaeddin Mehmedoğlu Aliyev, Başkurt ve Tatar Türkçesini Doç. Dr. Almaş Şayhulov, Kazak Türkçesini Prof. Dr. Erden Zadaulı Kajıbek, Kırgız Türkçesini Doç. Dr. Kadirali Konkobay Ulu, Özbek Türkçesini Doç. Dr. Berdak Yusuf, Türkmen Türkçesini Doç. Dr. Cebbarmehmet Göklenov, Uygur Türkçesini Doç. Dr. Valeriy Uyguroğlu Mahpir ve Rusçayı Doç. Dr. Ali Çeçenovhazırlamışlardır.  

Ortak Türk dili geliştirmek, “vahit idea” geliştirmenin ilk adımıdır...

Arslan Bulut

Bu yazıyı paylaş